Şirketlerin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Araştırmasının Tutarsızlıkları

2014’ten bu yana 70’in üzerinde şirket , “İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı” (BADV) projesini yürütüyor. BM, Sabancı Vakfı ve TÜSİAD bu projenin en önemli ortakları. Şirketler, projeyi toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alarak destekliyorlar. Bunu bir dava olarak görüyorlar. Bu dava görünürde kadına şiddetin önlenmesi düşüncesine dayanıyor. Gerçekte ise toplumsal cinsiyet eşitliğini hakim kılmak ve kadın meselesine çözüm olarak sunmak amacını güdüyor. Bu ön kabule dayanarak araştırmalar yapılıyor. Araştırma verilerinin yorumlanmasından bunu net bir biçimde görüyoruz. BADV projesinin son araştırması, “Salgın Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet” adını taşıyor.

TÜSİAD Başkanı araştırma perspektifini önsözde özetliyor: “Kadına yönelik şiddet hem toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamamasından kaynaklanan, hem de bu eşitsizliği perçinleyen ve en acil çözüm bekleyen sorunlardan biri olarak önümüzde duruyor”.

Araştırma evreni büyük ölçüde elit bir popülasyondan oluşuyor. Nitekim ankete katılan kadınların %51.4’ü üniversite, %27.8’i yüksek lisans mezunu olup, %3.4’ü doktora derecesine sahip. Yine %58.0’i yönetici pozisyonunda çalışmaktadır. Bu oran kadınlar için %55.8 iken erkeklerde ise %62’dir. Bu örneklemden çıkarılan veriler, bütün topluma aitmiş gibi çıkarımlar yapılıyor. Toplumun geneli üzerine yargılarda bulunuluyor. Oysa araştırma evreni genel toplumu yansıtmaktan çok uzak. Özel bir grubu yansıtıyor.

Araştırmada doğru bulgulardan çıkarılan tutarsız sonuçlar oldukça yaygın. Yine hiçbir bulguya dayandırılmadan veya elde edilen bulgulardan çıkarılan sonuçlarla alakası olmayan çeşitli yargılara varılıyor. Onlardan birisi:

“Bu veriler 2020 yılının Mart ayından bu yana birçok kadın için evin güvenli bir çalışma alanı olmadığını ve kadınların artan oranda çalışma alanına dönüşen evlerinde fiziksel, psikolojik, cinsel ve/veya ekonomik şiddete maruz kaldıklarına işaret etmektedir. Nitekim, salgının başlangıcından bu yana, başta ev içi şiddet olmak üzere, kadına yönelik şiddetin arttığına dair veriler medyada yer aldı. Ayrıca, aile bireylerinin tamamının evde daha fazla bulunması nedeniyle artan ev içi sorumlulukların kadınların ücretsiz emek yükünü daha da arttırdığı sıklıkla dile getirildi”.

Bu yargıya nasıl varılıyor? Bulgularına baktığımızda ,“bir çok kadın için evin güvenli bir çalışma alanı olmadığı” gibi büyük bir yargı ortaya çıkmıyor. Araştırmada bu konu ile ilgili bulgu yokluğu, “medyada yer aldı gibi” genel ifadelerle giderilmeye çalışılıyor. Yine kadının evde çalışması, “ücretsiz emek yükü” olarak tanımlanıyor. Buna bağlı olarak evdeki işler “çalışma” kabul edilmemektedir. Kadının çalışma bağlamına yerleşmesi için illa ev dışında istihdam edilmesi gerektiği yaklaşımı benimseniyor. Oysa aynı eve temizlik yapmak için ücretle çalışmaya gelen kadınlar, “çalışan” statüsünü kazanmış oluyorlar!

“Kadın çalışanların evli olmalarına rağmen pandemi sürecinde evden çalışmak istemeyerek işyerinde çalışmakta ısrar etmesi evde şiddet gördüğü ve evden uzak durmaya çalıştığı anlamına gelebilir”.

İleri sürülen bu görüş, araştırmadaki hiç bir somut veri ile desteklenmiyor. Ayrıca uzun süre evde kalarak sosyal yoksunluk yaşama ve çalışma alışkanlıklarının sarsılması gibi durumlar nedeniyle engellenme duygusu ortaya çıkabilir. Evden uzak durmak istemenin doğrudan şiddete maruz kalmakla açıklanması, hiçbir bilimsel veriye dayanmayarak ileri sürüldüğü için bu görüş, sadece bir “inanç kabulünü” yansıtabilir.

Araştırmada kadının çocuklara fazla zaman harcayarak cinsiyet eşitsizliğine maruz kaldığı da ileri sürülmektedir. “Araştırma sonuçları kadınların özellikle çocuk sahibi iseler pandemi sürecinde ev işlerine erkeklere kıyasla çok daha fazla zaman harcamak durumunda kaldığını ve ev içi ücretsiz emek dağılımında cinsiyet eşitliğinin olmadığını göstermektedir. Kurumların toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamadaki sorumlulukları kurumun fiziksel sınırları ile kısıtlı olmamalıdır”.

Araştırma boyunca bulgular ile ileri sürülen hipotezler arasında ciddi uyumsuzluklar var. Kadına şiddet olgusu kadının evde kalması, erkeğe göre çocuklara fazla bakması, evin güvenli çalışma ortamı olmaması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi nedenlerle açıklanıyor. Patronlar, toplumsal cinsiyet eşitliğini dava olarak benimsedikleri için sanırım araştırma da bunu kanıtlayacak biçimde tasarlanmış.

“Salgın Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet” araştırması, kadına yönelik şiddet olgusunu tamamen ailede keşfetme peşinde. Patronlar, çalışan kadınları şiddete boğan evlerinden kurtarmak istiyorlar! Evde az kalın, çocuklara fazla zaman ayırmayın, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine inanın ki aklınız da, emeğiniz de, zamanınız da daha çok bizim işimiz olsun diyorlar.

-Prof. Dr. Ergün Yıldırım

*Bu yazı, ilk olarak 31 Mart 2021 tarihinde Yeni Şafak sitesinde yayınlanmıştır.

Leave a Reply