Araştırma Raporu: Kadına Şiddetin Çoğul Kökenleri (On Kadın Cinayeti Vak’ası Üzerine Gözlemler)

YazarProf. Dr. Ergün Yıldırım
YazarAli Can

Araştırma Raporu: Kadına Şiddetin Çoğul Kökenleri (On Kadın Cinayeti Vak’ası Üzerine Gözlemler)

Kadına şiddetin toplumsal çözümüne yönelik çalışmalar son yıllarda önem kazanmaktadır. Çocukları ve kadınları korumak amacıyla hükümet politikaları ve bunlar neticesinde çıkarılan kanunlarla gerçekleşebilecek hukuki reformlar da günümüzde önemli bir gündem teşkil etmektedir. Küresel modern hayatının getirdiği zorluklar ve yeni toplumsal alışkanlıklar, zaten zayıflamış olan aile yapısının daha da yıpranmasına ve çökmesine neden olmaktadır. Toplumun aldığı hal; sosyal ve kültürel yozlaşma ortamı, beraberinde kişilerde genellikle öfke, suçluluk ve savunma tepkileri geliştirmektedir. Uzamış ve stresli hayata bağlı olarak reaktif depresyon, ilgisizlik, sosyal çekilme gibi belirtiler şiddeti tetikleyebilmekte- dir. Günümüzde insanın yaşadığı birçok problemin kaynağı; işsizlik, hızlı mobilizasyonla gelen anomi, kültürel çatışmalar, kapitalist iş hayatının ürettiği gerginlikler ve yaşanan ada- letsizliklerdir. Bu durum bireylerde stres, kaygı ve anomik durumlarının yaşanmasına ve sonuçta bununla birlikte bireylerin saldırgan davranışlar ortaya koymasına yol açmaktadır. Bu sebeple kadın ve erkeğin davranışlarını yorumlarken, toplumsal yapının mevcut normlarının yanında bu yapıya tesir eden bütünsel faktörler ve her an içinde yaşadığımız değişim süreçlerini de dikkate almak gerekir.

Kadına şiddetin ev ve aile ile kodlanması, aile kurumunun algısını olumsuz etkilemekte ve meşruiyetinin sorgulanmasına sebep olmaktadır. Artık aile denilince; fertlerine huzurlu, yuva sunma, bireylerinin dayanışmasını sağlama ve geleceğe güzel nesiller yetiştirme fonksiyonları olan bir kurum olmak yerine, özellikle feminizm gibi çeşitli ideolojilerin

de etkisiyle olumsuz çağrışımlarla bütünleşen bir sosyal mekan olarak akla gelmektedir.

Şiddet, bir ceza yöntemi olarak kullanılmasının yanı sıra üstünlük ve otorite göstergesi olarak da araçlaşmaktadır. Hiçbir sosyal olay kendiliğinden veya tek bir itici faktör neticesinde gerçekleşmez. Şiddet hem toplumsal yapıdan etkilenmekte hem de toplumsal yapıyı etkilemektedir. Aile içi şiddet, bir sosyal sistem problemidir. Şiddet, hem tarihsel hem de güncel bir problem olarak sosyal bilimlerin gündemini meşgul etmektedir. Bugün sosyal bilimler, toplumsal alanın her katmanında gerçekleşen şiddet eylemlerini anlamaya çabalamaktadır. Sosyal bilimler, dünyada ve Türkiye’de kadınların maruz kaldığı şiddetin gittikçe artıyor oluşunu anlamak için yeni kavramsal araçlara ihtiyaç duymaktadır. Kadınların maruz kaldığı şiddetin ve cinayetlerin giderek artıyor oluşu, olgunun sadece hukuki ve ahlaki bir problem olmadığını başka çoğul kökenlerinin ve sebeplerinin de olduğunu bize göstermektedir. Kadına şiddeti anlamada başvurulan feminist yaklaşım; evlilikte kadın üzerindeki şiddet ve baskıyı patriyarkal (ev içinde babanın eşi ve çocukları üzerindeki şahsi iktidarı) ilişkilerin bir sonucu olarak ele almaktadırlar. Açıklamalarda çoğunlukla ataerkillik vurgusu yapılarak, cinsiyetler arasındaki güç ilişkilerinin eşit bir şekilde dağıtılmaması sebe- biyle bir şiddet kaynağından bahsedilmektedir.

Adalet, sabır, iyilik, barış ve merhamet gibi tüm değerlerin koruyucusu ve destekçisi din ve ondan neşet eden; örf, adet, namus, gelenek gibi kavramların kadına şiddetle birlikte anılıyor ve kullanılıyor olması bizim için hem yaralayıcı hem de izaha muhtaç konulardır. Şiddet, toplumsal bir olgudur ve aynı zamanda tüm toplumlarda görülen bir olgu olması bakımından da evrenseldir. Şiddet olgusu tek bir nedene bağlı olarak açıklanamayacak kadar çok boyutlu değişkenlere dayanmaktadır. Bu yüzden de farklı bilim alanlarının konusudur.

Bu raporla amacımız, kadına şiddet olgusunu gerçek vak’alar üzerinden değerlendirerek, başka değişkenleri ve sebepleri ortaya koymaktır. Böylece kadına şiddet hususunda çok boyutlu yapılacak yeni araştırmalara kavramsal araçlar ve yeni perspektifler sunmak hedeflenmektedir. Çalışmamızda öncelikle mevcut yaklaşımlar üzerine eleştirel bir perspektif ortaya konulmakta, arkasında da alternatif bir perspektif geliştirilmektedir. Bu alternatif perspektifin olgusal temeli de on kadın cinayeti vak’asında göstermeye çalışılmaktadır. Rapor, öncelikle mevcut perspektiflerin bir bütünlük içinde nerelerde yanlışlar yapıldığına işaret edilmekte ve bunu aşmak için de nasıl bir bakış açısına sahip olmamız gerektiğini göstermeye çalışılmaktadır.