Almanya’da Türkler: Sürekli Yabancılık, Kültürel Çatışma ve Din

YazarCelaleddin Çelik

Almanya’da Türkler: Sürekli Yabancılık, Kültürel Çatışma ve Din

“Türklerin yaklaşık yarım asır önce başlayan Almanya’ya iş göçü serüvenleri, süreç içerisinde yeni sosyokültürel boyutlar kazanarak devam eden bir olgu mahiyetindedir. Bu olgu, sosyal bilim çalışmalarında kısmen paradigmatik yaklaşımların da devreye girdiği pek çok araştırma ve incelemenin konusu olmuştur. Söz konusu çalışmalar, Türk işçi göçünün kendine has özellikleri nedeniyle konunun özgün bir perspektiften ve kendi özel kavramları bağlamında ele alınmasını öne çıkarmıştır. Kuramsal yaklaşımlardaki bu gelişmelere rağmen, özünde çok boyutlu bir fenomen özelliği gösteren Türk işçi göçü, kavramsal ve konumsal olarak değerlendirme zorlukları içermektedir. Bu zorluk, göçün uzun zaman sürecindeki anlam ve boyutlarının, yaşanan sosyoekonomik ve kültürel dönüşümlere bağlı değişebilen yapısından kaynaklanmaktadır. Her şeyden önce Türk göçmen işçilerinin şimdiki durumları başlangıçtaki niyet ve eğilimlerinden çok farklı bir konumu temsil etmektedir. Bununla birlikte altmışlı yıllardan sonra başlayan yabancı işçi göçü içerisinde en ağırlıklı grubu oluşturan Türkler1, zamansal mekânsal ve mesleki hareketlilik bakımından misafirlik statüsünü aşan bir düzeye gelmiş olsalar da halen başlangıç durumunu gözeten göç ve uyum sorunları bağlamında tartışılmaktadırlar.
Alman ve Türk hükümetlerinin planlarına göre geçici bir çalışma dönemini içeren işçi göçü, zamanla öngörülenden farklılaşarak süreklilik kazanan bir olguya dönüşmüştür. Söz konusu olguda özellikle, iş gücü olarak gelenlerin süreç ilerledikçe ailelerinin de göçe dâhil olmasının belirleyici bir etkisi olmuştur. Eş ve çocuk ların da katıldığı göç süreci, ekonomik konumun yanı sıra eğitim ve kültürel imkânların paylaşılması oranında, ‘geri dönüş’ niyeti de artık sürekli olarak ertelenmiş ve kalıcılığın ortaya çıkardığı sorunlar tartışılır olmuştur. Göçmenlerin zamanla ulaştıkları niceliksel büyümeye bağlı sosyal ve kültürel iletişim ağlarının sağladığı dayanışmanın yanı sıra, memleketle bağların daha yoğun ve canlı hale gelmesini sağlayan iletişimsel teknolojik gelişmeler, bir yandan gurbette olmanın duygusal ve zihinsel sıkıntısını, diğer yandan da memlekete olan özlem ve sıla hasretinin yakıcılığını hafifletmiştir. Türkler süreç içinde kendi kültür dünyalarına ait her türlü maddi, manevi unsuru mevcut yaşam çevrelerine dâhil etmişler, sosyal mekânlarını ve yaşama alanlarını kültür köklerine göre değiştirmişlerdir. Her ne kadar yaşama çevrelerinde özgün sosyokültürel muhitler inşa etseler de Türklerin beşte biri Alman vatandaşlığına geçmiş, mesleki statü bakımından yatırım ve üretime dönük girişimlerde rol oynamaya başlamış, eğitimsel ve kültürel donanımları yükselen yeni kuşaklarla birlikte sosyal pozisyonları da artık kırk yıl öncesine göre oldukça farklılaşmıştır. Bütün bu süreçte Türkler artık yalnızca duygusal, zihinsel ve kültürel bakımdan değil, aynı zamanda ekonomik bakımdan da kırk yıl öncesinden çok farklı bir yerdedirler. Göçün her iki boyutunda ve ülkelerde yaşanan değişimleri de eklediğimizde, söz konusu olgunun mahiyetine klasik göçmen sorunları perspektifinden bakmanın yetersiz kalacağı açıktır. Göçmenlerin entegrasyonuyla ilgili bütün resmi düzenlemelere, geçen yıllar ve tecrübelerin verdiği yeni kazanımlara rağmen, Türklerle toplumun diğer üyeleri arasındaki hukukî, siyasî, kültürel ve ekonomik mesafelerin azalmamış olması, bu teoriler ve projeleri tartışmaya açık hale getirmektedir. Türkler çeşitli şekillerde ana toplum yapısına ve onun sosyal etkinliklerine katılmaya çalışmakta, hatta giderek artan karma evlilikler yoluyla yerleşiklik niyetlerini perçinlemeye çalışmaktadırlar. Bununla birlikte, Türklerin toplumsal statülerinin, kamusal haklardan yararlanma ve bilinç düzeylerinin, halen yeterli düzeyde olduğunu söylemekte güç görünmektedir.2 Göçmenlerle ilgili yaklaşımların verili durumu ortaya koymanın ötesinde, bu duruma yol açan etkenleri bertaraf etmede de stratejiler üretme sorumluluğunu hatırda tutmak gerekmektedir.
Bu makale genelde Almanya’daki Türk toplumunun ve özelde önemli bir kısmı Almanya’da doğan ve orada büyüyen Türk gençlerinin, kimlik, aidiyet ve din anlayışlarını söz konusu problemler bağlamında inceleme amacı taşımaktadır. Almanya’ya işçi göçü ve göçün, vatandaşlık, entegrasyon, yasal ve sosyal güvenlik problemleri, kültürel karşılaşma ve çatışma, seyahat ve serbest dolaşım, ırkçılık gibi çeşitli boyutları hakkında çok geniş yerli ve yabancı literatürün bulunduğu bilinmektedir. İlgi konusu hususlarla birlikte makalenin temel problemi, göçmenlik deneyimi için de Türklerin sosyokültürel kimlik algılamaları ve dini yaşayışları konusundaki öznel yorumlarına odaklanmıştır. Göçmenlik halinin nitel çözümlemeleri, göçün öznelerinin sosyal yaşam pratiklerinde ilişki ve süreçlere atfettikleri anlamlardan hareketle oluşturulmuştur. Veri kaynakları, mikro sosyolojik düzeyde yaşanan deneyimleri tanımlamaya ve az sayıdaki göçmenle görüşerek geliştirilen ilişkiler temelinde göçmen pratiğinde inşa edilen sosyal gerçekliği anlamaya dönük olarak, katılımlı gözlem, mülakat ve metin değerlendirmelerine dayanmaktadır.”