Latin Amerika’da Feminist Tsunami ve Cinsiyet İdeolojisinin Siyasi Etkileri

“Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi etrafında gerçekleşen tartışmayı bugün Latin Amerika perspektifiyle ele almak istedik.

Her ne kadar iki ayrı kıta da farklı kültür ve yaşam biçimleri üzerinden aile, kadın ve cinsiyetler arasında bir siyasi etki olsa da farklı bir değerlendirmenin ihtiyaç olacağını düşündük. Latin Amerika’daki kadınlar, Avrupa normlarında haklarını elde etme aşamasında iken; aniden kadın cinayetleri, LGBT ve kürtaj yasaları tartışmalarının ortasında buldular.

Özellikle toplumsal cinsiyet(sizlik) politikasının kamusal alana sokulması için ciddi bir protesto dalgası düzenleniyor.

Ancak bu konulara kadınların tamamı/çoğunluğu ne kadar ilgili ayrı bir mevzu; ancak kadın aktivistlerin büyük gürültü çıkardıkları/dikkat çektikleri ve iktidarları baskı altına alabildiğini vurgulamamız gerekir.

Siyasi ideoloji olarak ‘kadın cinsiyetini’ ön plana alan bir anlayışı sorumluluk ediniyor. Yani klasik ideolojik bir ayrım söz konusu değil.

Feministlerin en çok zorluk yaşadığı ve siyasi erklere nüfuz etmeye çalıştığı konu ise; gönüllü annelik / sorumlu babalık, boşanma yasası reformu, eşit ücret, kişisel özerklik, medyada kadınların olumsuz ve cinsiyetçi tasvir edilmesi, eşit siyasi temsilin resmileşmesi.

Ayrıca ezilen siyahi/yerli kadınlara özel olarak ekonomik hayatta kalma, ırksal evlilik ve etnik adalet konularına odaklamaktadır.

Son yıllarda Latin Amerikalı feministler de Euro-centrism’e meydan okudular. Ayrıca beyaz olmayan kadınların edebiyatını ve sanatını desteklediler, LGBT oluşumlarıyla birlikte hareket ederek kendi sosyal gruplarını kurdular. Geleneksel milliyetçilere meydan okumaya çalıştılar.

OECD 2020 Latin Amerika ve Karayipler (LAC) Sosyal Kurumlar ve Cinsiyet Endeksi’nin (SIGI) 29 LAC ülkesini kapsayan raporuna göre; bölgenin cinsiyet eşitliğinde ilerleme kaydettiğini gösteriyor.SIGI raporunun 2014’teki raporundan bu yana, 7 ülke erkek ve kız çocukları için asgari evlilik yaşını 18 olarak kabul etti.LAC bölgesindeki 7 ülke, kadın cinayetleri de dahil olmak üzere kadına yönelik şiddete karşı yeni yasal çerçeveleri uygulamaya koydu.

Ayrıca bölgedeki parlamentolarda kadın oranı 2018 yılında yüzde 24 iken, küresel ortalama olan yüzde 30’un üzerine ulaştı. Rapor ayrıca bölge de güçlü feminist hareketlerin varlığını da vurguluyor.

Bugün Latin Amerika’da çoğu ülkede temsil için kota şart koşulmasına rağmen, Latin Amerika’daki kadınlar Bakanlar Kurulunun üçte birinden daha azına, yasama sandalyelerinin üçte birine, yüksek mahkeme  atamalarının üçte birine ve belediye başkanlıklarının beşte birinden daha azına sahip.

Meksika, Arjantin ve Şili’de son zamanlarda kadınların öncülüğündeki protestolar, bölgedeki kadın haklarına yönelik zorlukları ve bunlara yönelik finanse edilmiş, uygulanabilir politikaların eksikliğini ortaya koyuyor.Ancak Meksika’da sadece 2019’da binden fazla kadın cinayeti gerçekleşti. Özellikle bazı aktivistlerin ve çocukların öldürülmesi Meksika Cumhurbaşkanı Lopez’den bazı yasal düzenlemelerin talep edilmesini gerektirdi.Meksikalı feministler, şiddet dalgasıyla mücadele etmek için Başkan Andrés Manuel López Obrador’dan daha etkili politikalar talep ettiler.

Benzer bir durum, son 10 yıl içinde en yüksek kadın cinayetinin 2019’da yaşandığı Peru’da da kaydedildi.Latin Amerika’daki feminist hareketler çok dinamik. Diğer ülkelerden çok daha iyi bilgilendiriyor ve harekete geçiriyorlar.Bölgedeki birçok ülke, eşitliği teşvik etmek ve kadına yönelik şiddetle mücadele etmek için “öncü yasalar” geçirdi. Latin Amerika’da nerede olduğunuza bağlı olarak, kürtaj söz konusu olduğunda farklı kanunlar vardır.

Mesela 2017’de Şili’de, tecavüz veya annenin veya bebeğin hayatını tehlikeye atma vakalarında kürtajı yasallaştıran bir yasa kabul edildi.

Uruguay, Küba ve Meksika’da prosedür tamamen yasaldır, ancak Orta Amerika’nın çoğunda, bir kadının düşük yapması bile hapse atılması için yeterli görülüyor; El Salvador da tamamen yasaklanmıştır.Kolombiya’da, ciddi tartışmalar söz konusu. Öyle ki Latin Amerika’nın tamamında ‘kürtaj’ sadece yalnız başına bir mesele olarak tartışılmıyor.Zira kadın hakları, LGBT, kokain-esrar kullanımı, ötanizi hakkı, cinsiyetsizlik, aile içi şiddet gibi konu başlıkları etrafında bir paket şeklinde tartışmalar gerçekleşiyor.Geçen yüzyıl boyunca kadın hakları büyük adımlar attı. Kadınlar halen dünyanın her yerinde oy verme, okula gitme ve kendilerini ifade etme hakkı için mücadele ediyor.2010 itibarıyla çeşitli ülkelerde ve belirli yasalar (2009’da Arjantin ve 2013’te Uruguay) veya anayasa mahkemelerinin kararları (2011’de Brezilya, 2016’da Kolombiya, 2019’da Ekvador) yoluyla eşitlikçi evliliğin tanınması.Aynı cinsiyetten çiftlerin evlat edinme konusu da vurgulandı.

2016 ve 2019 yılları arasında Latin Amerika’da gerçekleşen protestoların video ve afişlerinde ağırlıklı olarak dört çerçeve yer alıyordu: Bunlar aile, cinsiyet, çocuklar ve feminizmdir.

  1. Aile, çoğunluğun değerlerine aykırı yasalarda ve kamu politikalarında değişiklikler getiren feminist ve LGBTQ lobicilerinin eylemleri tarafından tehdit ediliyor. Özellikle seküler siyasetçiler, aktörler ve ekran yüzü olan kişilerle meşrulaştırılıyordu.
  2. Küresel ekonomik seçkinler. BM gibi uluslararası kuruluşlar ve küreselleşmiş ulusal elitler, ulusal geleneklere karşı, toplumsal cinsiyet gündemi aracılığıyla yeni bir sömürgecilik türünü teşvik etti. Cinsiyet ideolojisi bir kültürel yıkımdır ve ulusal güvenliği de tehdit etmektedir.
  3. Çocuklar, feminist ve LGBT gruplarının ana hedefindedir. Çünkü Feminist ve LGBT’ye göre çocuğun cinsiyeti olmamalıdır/yoktur ve cinsiyetin çocukluk için bir tehdit olduğu fikrini yayarak aile ve toplumsal etkiyi minimize etmektedir.
  4. Feminizm aslında “Kültürel Marksizm”in bir ajandasıdır. Eşitlik ve çeşitliliğe feminist yaklaşım, ideolojiden başka bir şey değildir. Tıpkı “radikal feminizm” gibi bilimsel olarak savunulamaz ve ahlaki olarak kabul edilemezdir.

Bazı ülkelerde “cinsiyet ideolojisi” kavramı, farklı muhafazakar grupları bir araya getirmek, otoriter liderlik ve politikalara destek sağlamak için etkili bir stratejiye dönüşmüştür.

Bu bağlamda feministler açısından cinsiyet ideolojisi, yer yer kontrolden çıkmıştır. Ancak bazen de sağ muhafazakarlar eliyle feminel kazanımlar sağlanmıştır. Tıpkı Şili örneğinde olduğu gibi.

2019’da Freedom House’un yıllık raporu, Dünyada Özgürlük, “Geri Çekilmekte Demokrasi” başlığını taşıyordu. Yani demokratik gerilemenin nedeni olarak muhafazakarlık, neoliberalizm ve aileyi görülüyordu.

Ancak aile, demokratik gerilemenin ekonomik ve ahlaki boyutlarını birbirine bağlayan anahtarıdır.

Sonuç olarak feminist hareketler tam tersi kadını korumuyor, bilakis ebeveyn otoritesini, çocukluğu ve gelenekleri tehdit eden ahlaki bir bozukluğa zemin hazırlıyor.

Giderek ticarileşen sağlık, eğitim ve barınma için aile birimlerinin sorumluluğunu artırdıklarından, aileler arasındaki eşitsizlikleri güçlendiriyor.

Ayrıca hizmet edebilir azınlıklara yönelik şiddeti meşrulaştırıyor. Belirsizliklerin ahlaki hale getirilmesi, demokratik kısıtlama süreçlerinin otoriter ve aşırı sağ liderlerin yükselişinin merkezi bir siyasi bileşeni haline getiriyor.”

 

Yazının aslına ulaşmak için bağlantıya tıklayınız.

Leave a Reply