Bugünkü yazımızın öznesinde “düğün” var.

“Osmanlı Cihan Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesinin üzerinden tam bir asır geçti. Yüzyıl, milletlerin, bir adım öte medeniyetlerin tarihlerinde oldukça kısa bir süreye tekabül ediyor. Bu kadar kısa bir süre içerisinde Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne tevarüs eden pek çok medeniyet umdesi ile birlikte bu toprakların insanlarının âdetleri, yaşayış biçim ve algıları da değişti.

Bugün “Müslüman Türklerin düğünü nasıl olmalıdır?” şeklindeki mukadder bir suale verilebilecek özgün bir karşılık yok. Günümüz toplumunda düğün merasimleri maalesef İslami hassasiyetten, irfani ruhaniyetten fersah fersah uzaklaşmış durumda. Böyle bir girişten sonra “Eski İstanbul’da, Osmanlı asırlarında düğün merasimlerinin icra şekillerine kısaca göz atmakta gayda mülahaza ediyorum.

Osmanlı Cihan Devleti’nin tüm bölgelerinde olduğu gibi İstanbul’da da evlilik müessesesine yeni bir yuvanın kurulması, neslin ve toplumun devamının temini mülahazalarıyla büyük önem verilirdi. Gençler, ailelerinin rızası dâhilinde evlenir, evlenme çağına gelenler bu konuda talepkâr olmaz, evlilikle ilgili aile büyüklerinin ön alması beklenirdi. Eski İstanbul’da evlenen çiftler, tabirin tam yerinde olacağı üzere, bir yastıkta kocar, boşanma hadiseleri neredeyse hiç yaşanmazdı.

Kız çocuğu sahipleri evlatları doğar doğmaz çeyiz hazırlıklarına başlardı. Kız çeyizlerinde gömlekler en önemli yeri tutardı. İstanbul hânelerinde, konaklarda gömleklik bez dokuyan hacıanneler, hanım teyzeler, halalar bulunurdu. Kızların eli ermeye başladığında kendini tezgâhın arka tarafında bulur, 17-18 yaşlarına giren kız çocukları evlilik çağına adım atardı.

Kız evinde kıyılan nikâh merâsimlerinin Pazartesi ya da Perşembe günlerinde düzenlenmesine dikkat edilir, Muharrem ve Safer aylarında mümkün mertebe nikâh akdedilmezdi. Nikâh kıyıldıktan sonra sıra düğüne; velime cemiyetine gelirdi.

Osmanlıda düğün, izzet, ikram ve gelenek demekti. Ailelerin maddi durumlarına göre düğünler Pazartesi günü başlar Cuma günü sona erer, kimi düğünler de Perşembe günü başlar Cuma günü nihayete ererdi.

Düğün günü gelin evinde hazırlıklar seher vaktinde başlar, gelin hanım, baba ocağında hazırlanır, giyinir, süslenir ve babası ya da erkek kardeşi tarafından gayret kuşağı burada bağlanırdı. Giyinip kuşanan gelinin elbisesine nazarlık olması sadedinden minik keseler içerisinde 41 adet çörek otu iliştirilirdi.

Sağdıç ya da yâren denilen bir yakının refakatinde düğün süreçlerine hazırlanmakta olan damat düğün gününün erken saatlerinde merâsimle güveyilik tıraşı olurdu. Damat iç güveyisi olarak gelecekse düğün kız evinde; değilse erkek evinde düzenlenirdi. Damadın ailesi tarafından dualarla evinden çıkartılan gelin, düğün merâsiminin icra edileceği erkek tarafına götürülür, burada damadın yakınları tarafından hediyeleri, altınları takdim edilirdi.

Düğün gününün akşamında mahalle halkı, kızın ve damadın akrabaları ve mahalle imamı güvey akşam yemeğine davet edilir, misafirler haremlik selâmlık ağırlanırdı. Sofrada düğün aşı şeklinde tabir edilen envai çeşit yemekler, tatlılar, içecekler olur, yemek sonrasında yatsı namazı vaktine kadar çubuk içilerek sohbet edilirdi. Yatsı namazı vakti girince kalabalık bir cemaatle namaz kılınır, davetliler harem dairesi kapısının önünde toplanır, imam efendi burada dua ederdi. Duanın ardından damat başta babası ve kayın pederi olmak üzere büyüklerinin ellerinden öper, arkadaş ve akranlarıyla tokalaşır, hayır dualarla harem dairesi kapısından içeriye uğurlanırdı. Esnaf düğünlerinde harem dairesine giren damadın şefkat tokadına maruz kaldığı bilinmektedir.

Harem dairesinde gelin hanımı düğün süreçlerine hazırlayan yengesi tarafından ayakta karşılanan damada ve gelin hanıma, haremde hazır bulunan aile büyüğü kadınlar bir yastıkta kocamaları ve hayırlı evlatlar nasip olması için dua ederdi.

Allah rızası için iki rekât namaz kılan damadın, gelinin duvağını açarken yüzgörümlüğü adı altında değerli mücevherler, altın, saat, beşibiryerde takdim etmesi âdettendi. Gelin ile damada önce kahve, ardından da gümüş tepsilerin içerisinde meyve ve kuruyemiş ikram edilirdi. Gelinin masumiyeti her türlü âdetin üzerinde bir mevkie sahipti.

Düğün gecesinin ardından Cuma günü paça günü denilen düğün yemeği ikram edilirdi. Paça gününde gelin hanım yüz görümlüğünü ve mücevherlerini takar, paçalık ismi verilen elbisesini giyerek yakın akrabalarından ve iyi görüştüğü kimselerden oluşmakta olan hanımlar grubunu evinde misafir ederdi. Paça günü yemeğinin menüsü düğün çorbası, et, pilav ve zerdeden oluşurdu. Zengin İstanbulluların arz ettiğimiz menüye börek, tatlı, dolma ve hoşaf ilavesiyle oluşturdukları paça günü sofrası ise “ince yemek” ismini alırdı. ”

Yazının aslına ulaşmak için bağlantıya tıklayınız

Leave a Reply