Afganistan’da Kadın Haklarının Geçmişi ve Geleceği

Afgan kadınlarının gelecekte kendilerini neler beklediğine dair endişelerini değerlendirirken öncelikle ülkenin ataerkil yapısına vurgu yapmak ve kültürel değerlerini incelemek faydalı görünüyor.

“Afganistan tarihi boyunca farklı fikirlere sahip iktidarlarla yönetilmiş olmasına rağmen ataerkil toplum yapısını hep korumuştur. Bu yapının beraberinde getirdiği toplumsal cinsiyet rolleri kamusal alanı erkek için görürken, kadını korunması gereken bir varlık olarak görmesi sebebiyle özel alanla ilişkilendirmiştir. Tarih boyunca birçok atılım yapılmış olsa da bu atılımlar genellikle şehirli ve ayrıcalıklı bir kesimin kadınlarının faydalanabileceği şekilde olup kırsaldaki kadın yine köktenci bakış açısıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bunun sebebi ise kırsal kesimde İslamiyet’in yanlış yorumlanmasıyla yoğrulan gelenekçi ve eril bir kültürün hakim olmasıdır. Sadece kadın ve erkek arasında değil şehirli ve taşra kadını arasındaki bu eşitsizlik Afganistan’da var oluşundan bugüne dek sürmüştür. Yine de iktidara gelen hükümetlerin -kısıtlı bir kesimi etkilemiş olsa da- kadınların kamusal ve sosyal hayata daha çok entegre olmasını hedef alan icraatleri sayesinde bazı kadınlar önemli kazanımlar elde etmiştir.

Afganistan’ın tarihini inceleyecek olursak, Kral Amanullah dönemine kadar kadının yerinin evi olduğunu görüyoruz. Bu dönem öncesinde kadınlar ikinci planda kalmayı kabullenmiş ve benimsemişlerdi. Eşleri kendilerini boşayabiliyorken kadınların eşlerini boşama gibi bir hakkı bulunmamaktaydı. Bunun yanısıra eğitim, çalışma veya sosyal hayatı içeren herhangi bir hakları yoktu. 1880’de Abdülrahman Han tarafından kadınlara sözlü olarak bazı haklar verilmiş olmasına ve eşi Kraliçe Bubu Jan da siyasi alanda öncü olmaya çabalamasına rağmen bu çabalar ne yazık ki çok etkili olmadı. Etkili olan ilk adımlar ise bağımsızlığın kazanılmasına da öncü olan Kral Amanullah döneminde atıldı. Eşi Kraliçe Süreyya da her adımda kendisine eşlik etti ve izlenen bu Batı tarzı politikada kadınlara modernleşme yolunda örnek olma amacıyla mini eteği ve şapkasıyla Afganistan’ın Bağımsızlık törenine katıldı. Bu dönemde sosyo-siyasal alanda kadınların erkeklerle eşit hak ve özgürlüklere sahip olmasına çabalandı ve bu konuda fermanlar çıkarıldı. Giyim tarzı ve eğitim özgürlüğü getirilip kız ilkokullarıyla kadınlar için meslek okulları açıldı. Aynı şekilde evlilik için kadınların yaşı 16, erkeklerin yaşı 18 olarak belirlendi ve kadının rızası şart koşuldu. İlk kadın gazetesi çıkarıldı ve kadınlar için özel hastaneler ve doğum merkezleri açıldı. Ayrıca meclise 13 kadın senatör atandı, bir grup kadın eğitim alması için Türkiye’ye gönderildi. Görülüyor ki Kral Amanullah ülkede çok köklü değişiklikleri 10 yıl gibi kısa bir süre içerisinde gerçekleştirmeye çalıştı. Fakat 10 yıllık süre taşradaki köktenci bakış açısının değişmesine yetmedi ve Afganistan’daki oturmuş geleneksel yapı bunu kaldıramadı; Kral’ın istifa etmesi istendi aksi takdirde bir ayaklanma gerçekleşecekti ve Kral Amanullah böylece istifa etti.

Zahirşah Han ise Kral Amanullah ile aynı kaderi paylaşmamak için daha temkinli bir yol izleyerek kadınlara özgürlük konusunu bir süre rafa kaldırdı. Toplumun altyapısının buna uygun şekilde olgunlaşmasını bir süre bekledikten sonra kadınlara normlara uygun şekilde örtülü olma şartıyla eğitim hakkı sağladı. Bu dönemde bütün gelişmeler yavaş bir seyir izlerken iktidarın son dönemlerinde kadınlar siyasi, yargı, idari, ekonomik gibi alanlarda da görev almaya başladı. Örneğin Afganistan tarihinin ilk kadın Sağlık Bakanı olan Kubra Noorzai bu dönemde görev yapmıştır. Bunun yanında ülkedeki kadınlar bu dönemde örgütlenmeye başladı yani ülkede kadın hareketlerinin oluşması bu döneme denk gelir.

1973’te iktidara gelen Muhammed Davud Han’ın dönemi okullaştırmaların ve kadınlara tanınan hakların en ciddi boyuta ulaştığı dönem olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde kadın ve erkeğin eşit konuma gelebilmesi için en büyük gerekliliğin eğitim olması gerektiğine inanıldığından kızlar için açılan okulların yanında kadın ve erkeklerin aynı ortamda eğitim alabilmesi için çalışmalar yapıldı. Okur-yazarlığı artırmak için şehirlerde ve ilçelerde okuma-yazma dershaneleri kuruldu. 1978 yılında bu çalışmalar sonucu ilköğretim, ortaöğretim ve liselerde okuyan kız sayısı ikiye katlandı (Noori, 2013). Hicap giyme zorunluluğu ortadan kalkarken kadınlar istedikleri kıyafetlerle kamusal alanda boy göstermeye başladı. Hatta Davud Han Afganistan’ın Bağımsızlık kutlamalarına katılan saltanatın ve zengin ailelerin kızlarından tıpkı Kraliçe Süreyya gibi kutlamaya örtüsüz katılmalarını istedi. Yine en temel haklardan biri olan oy hakkı 1976 yılında kadınlara da tanındı. Bu kazanımların yanında aynı zamanda tam bir özgürleşme sağlamak adına kadınlar radyo, televizyon ve gazetelerde de görev almaya başladı. Bu bağlamda yurtdışına eğitime gönderilen kadınlar oldu. Bir örnek teşkil etmesi açısından Merman Pervin isimli bir bayan şarkıcının sesi Afganistan milli radyosundan halka duyuruldu. Davud Han’ın oluşturmaya çalıştığı bu Batılı anlayışa uygun, özgürlükçü ve demokratik devlet sistemi aynı zamanda birçok siyasi, sosyal ve kültürel amaçlı kadın hareketine de yol açtı.

Davud Han dönemini takip eden Sovyet işgali döneminde ise farklı iktidarlar sebebiyle kadınların ülkedeki konumunda dalgalanmalar yaşanmıştır. Önemli gelişmelerden biri kadınların küçük yaşta ve rızaları dışında evlendirilmemeleri oldu. Bir diğer önemli görülebilecek gelişme Tereki hükümetinin yaptığı toplu çalışma pratiği oldu. Bu çalışma kapsamında bütün devlet memurları ve bütün öğrenciler resmi ve gayriresmi saatlerde sokakları temizlemekle görevlendirildi. Kadın ve erkeğin bir arada çalışıp birbiriyle daha çok diyalog kurmasını ve bu durumun normalleşinin bu çalışmanın asıl amacı olduğu çıkarımı yapılabilir. Dr Necib döneminde ise “Kendek-i Zenan” denilen kurumun kurularak kadınların Emniyet mensubu olmalarının ve savaşta yer almalarının önünün açılması da yine bu döneme ait önemli bir gelişme oldu. Ancak köktenciler bu gelişmeleri aynı Amanullah Han döneminde olduğu gibi kaldıramadı ve erkek rollerinin kadınlara verilmesine karşı savaş açtı. Afganistan tarihinde bir kez daha ataerkil zihniyet dini bahane ederek muhalif rol aldı ve İslam devleti kurmak isteyen bir grup mücahit Sovyetlere başkaldırı gerekçesiyle İran ve Pakistan’da örgütlenerek iç savaş çıkardı.

Mücahitler dönemi ve Taliban dönemi birbirine çok benzerlik gösterdiği için bu iki dönem bir arada irdelenebilir. 1992-2001 yılları arasını kapsayan bu dönemde kadınların seneler boyu elde ettiği bütün kazanımlar din adına çöpe atıldı. Eğitim hakkı sadece farz olan dini bilgilere indirgenen kadın kamusal alandan uzaklaştırılıp tekrar eve kapatıldı. Çıkarılan bir fetva ile kadınların bütün vücutlarını kapatan burka isimli geleneksel kıyafeti giymesi şart koşuldu. Çünkü kadınlar asla görülmemeli veya sesleri duyulmamalıydı; bu erkekleri günaha götürürdü (Navabi, 2018). Yanında erkek bir akrabası olmayan kadın evden çıkamaz, yolculuk yapamazdı. Buna gerekçe olarak Batı toplumlarındaki tecavüz olaylarının yaşanmaması gösteriliyordu. Şeriatin aşırı bir halinin uygulandığı Afganistan’da, kadınların erkek doktorlara muayene veya ameliyat olması da yasaklandı. Yoğun insan hakkı ihlallerinin yaşandığı bu dönemde Taliban çoğu kadını fuhuş veya eşine ihanet gibi suçlardan tutuklayarak ya idam etmiş ya da hapse atarak işkence etmişti (Noori Z. , 2017). Kadınların toplumdan tamamen silindiği bu dönem ABD’nin 11 Eylül saldırılarını gerekçe göstererek Afganistan’a girmesiyle sonlandı. Bu dönem sonrası Afganistan hızlı bir demokratikleşme ve özgürleşme süreci geçirdi. Kadınların kaybettikleri haklarını geri kazanması ve toplumun onarılması da yine bu dönemde oldu. Kadının tekrar kamusal ve sosyal alanda var olduğu bu dönem 2021’de Taliban’ın tekrar Kabil’i ele geçirmesiyle sekteye uğradı.

Sonuç olarak Mücahitler ve Taliban dönemi dışında, bağımsızlığını kazandığı günden bugüne Afganistan’da kadın hakları mücadelesi verilmiştir. Bu kazanımların kadınların ne kadarını kapsadığı kırsal kesimdeki gelenekçi anlayış yüzünden tartışmalıdır. Bu gelenekçi anlayışa bir örnek olarak ülkedeki erkeklere biri eşiyle, annesiyle veya kız kardeşiyle ilgili bir soru sorduğunda bunu büyük bir saygısızlık olarak algılaması gösterilebilir. Bu inanış birçok kadının kimliğinin olmamasıyla sonuçlanıyor; 2007’de yapılan bir araştırmaya göre çocukların %80.02’sinin kimlikleri yoktur (Rapor-ı Tahkiki Ber Resi Vaz’iyet-ı Umumi Eftal Der Afganistan). İkincisi kız çocuklarının yasalara rağmen çok küçük yaşlarda evlendirilmesi. Afganistan Medeni Kanunu’nun 70. maddesine göre “Erkeklerin evlilik yaşı 18 kızlarınki ise 16’dır” hatta 71. Maddenin ikinci şıkkına göre “ Yaşı 15’ten küçük olan çocukların hiçbir şekilde nikah akdi caiz değildir”. Fakat uygulamaya baktığımızda durumun böyle olmadığını görüyoruz. Yapılan bir araştırmaya göre Afganistan’da kadınların %57si yasaya göre 16 olarak belirlenen evlilik yaşından önce evlendirilmektedir (Pişreft-ı Zenan Der Hakikat Pişreft-ı Heme Ast, 2008). Bu evliliklerin sebeplerini irdelemek gerekirse ülkede yaşanan gelişmelere rağmen kırsal kesimdeki eğitimsizlik başta geliyor. Bunun yanında berdel denilen başlık parası yerine kız verme uygulaması; kan davasını kapatmak için kız verme; ailenin ekonomik durumu düzeltmek için kız verme(satma) gibi sebepler saymak mümkün. Bunun yanında kan bedeli olarak verilme de yine anayasaya aykırı bir uygulama olmakla beraber uygulamayı yapanların mensubu olduğu Hanefi mezhebinin nikah şartı olan mehir de yerine getirilmemektedir. Böylece aslında sadece yasalarına göre değil inançlarına göre de geçersiz bir nikah gerçekleşmiş olmasına rağmen uygulama devam etmektedir. Yani köktenci kırsal bölgelerde kadınların rızası dışında evlendirilmesine ne yasalar ne de din yasaları engel olamamaktadır. Hatta bir araştırmaya göre evliliklerin %60-80’i çiftin rızası dışında gerçekleşmektedir (AIHRC, 2013). Halbuki Medeni Kanunun 80. maddesinde kızlara eş seçme özgürlüğü verilmiştir. Bir kez daha anlıyoruz ki, Afganistan’da yasalar sadece kağıt üstünde kalmakta ya da sadece şehirde yaşayan şanslı azınlığı etkilemektedir. Yasalara itaatsizliğin bedelini ise kız çocukları doğum sırasında hayatını kaybederek ya da intihar ederek ödemektedir; 2007-2008 yılları arasında 124 kadın küçük yaşlarda evlendirildiği için intihar etmiştir (2012). Örnekler çoğaltılabilir fakat anlaşılıyor ki erkek ve kadın arasındaki eşitsizliğin senelerdir yapılan atılımlar sayesinde azaldığı düşünülmesine rağmen kırsal kesimde durum böyle değildir. Bu yüzden ülkedeki kadın örgütleri şehir-kırsal arasındaki eşitsizliği azaltmak için son dönemlerde yoğun mücadeleler vermiştir. Ülkede henüz bu sorun nihayete ermemişken Taliban’ın Kabil’e girişiyle bu çalışmalar şuan askıya alınmış gibi görünüyor çünkü artık şehirdeki kadın da tehdit altında. Taliban’ın 1997-2001 arası uygulamalarına bakarak medyada ılımlı bir görüntü veren örgütün kadınlar tarafından güvenilir olarak algılanamaması normal görünüyor. Taliban’ın samimi olup olmadığını zaman gösterecek fakat olmaması ihtimalinde 100 yıllık var oluşu süresince edinilen kazanımların bir anda kaybolması kadınların birçok hak ve özgürlükten faydalandığı bütün dünya ülkeleri için -biz dahil- bir utanç kaynağı ve sorumluluk olacaktır.”

Başvurular
(2012, 07 06). http://www.afghangerman.net/upload/Tahlilha_PDF/sistani_azam_hech_marje_az_zane.pdf adresinden alındı
AIHRC. (2013, 06 09). http://refworld.org/cgi-bin/texis/vtx/rwmain?docid=4b28a1421e adresinden alındı
Navabi, M. (2018). Afganistan’da Siyasete Katılan Kadınların Amaçları, Sorunları ve Kazanımları.
Noori, N. A. (2013). Cumhuriyetten Rus İşgalinin Sona Ermesi Sürecine Kadar Afganistan’da Kadının Değişen Toplumsal Rolü. (25), 177-189.
Noori, Z. (2017). Taliban Dönemi Sonrası Kadınların Statüsü.
(2008). Pişreft-ı Zenan Der Hakikat Pişreft-ı Heme Ast. Kabil: Vereki İtla’ati UNIFEM.
(2007). Rapor-ı Tahkiki Ber Resi Vaz’iyet-ı Umumi Eftal Der Afganistan. Kabil: Komisyon-ı Mustakil-ı Hukuk-ı Beşer-ı Afganistan- Behş-ı Tahkik ve Bername Rizi.

 

Leave a Reply